ALP DAĞLARI’NDAN FLORENSA’YA YOLCULUK

2014-03-19 02:03:00

Gecenin sabaha karşı saatleri, Paris’ten ayrılıyorum. Aklımda ilk defa gideceğim Venedik var. İtalya sınırlarına girmeden önce İsviçre’den geçeceğimiz haberlerini alıyorum. İsviçre’ye kadar gitmişken Alp Dağları’nı da bir görsek mi diyoruz ve hemen ardından cevap olumlu, Alp Dağları’na gidiyoruz! 

***
 

13 saatlik bir yol beni bekliyor! Her ne kadar sıkıcı gibi dursa da bu güzergâhta yolculuk öyle keyifli ki! İsviçre’ye özgü dik çatılı evler, tepeleri karlı ve her biri Erciyes’i andıran dağları ile burası muhteşem bir açık hava müzesi gibi…

Alp Dağları denilince insanın aklına iki şey geliyor. Bunlardan biri; çoğumuzun hatırlayacağı o meşhur çizgi film karakteri Heidi, diğeri ise mor benekli inekleriyle Milka çikolataları.  Ama ben bunlara ilave olarak bir de hamur işinden bahsetmek istiyorum Alplerin… Hamur işini gerçekten çok sevdiğimden midir nedir bilinmez, burada bir market ya da büfe gibi bir yere giriyorum sabahın çok erken saatleri. Yaz ayları olmasına rağmen hava hafif sisli ve hatırı sayılır derecede soğuk… Ekmekler öyle bizim alıştığımız gibi yuvarlak ya da teklik tarzında değil. Uzun ve ince hamur işleri özel elektrikli fırınlarda pişiriliyor ve taze taze kendilerine özel ambalajlarında insanlara sunuluyor. Yaklaşık 40cm uzunluğunda ki ekmek öyle lezzetli ki, yedikçe yiyorsunuz. Ben bu ekmeğin lezzetiyle kendimi kaybetmek üzereyken, yanıma sokulan bir arkadaşım gelip ağzımın tadını bozuyor… Diyalog aynen şu şekilde bakın:

+Süleyman o ekmeğe neden o kadar para verdin? 
-Ne verdim ki ya hu 4 Frank.
+E tamam işte niye 10Lira verdin yani, bu 3.alışın hem de, varsa eğer bilmediğimiz bir şey biz de alalım diye soruyoruz. 



E tabi 15 ülke birden gezince haliyle ülkelerin para birimleri de karışıyor ben hala kendimi 4 Lira veriyor sansam da, 3 ekmeğe tam 30TL vermişim… Hemen ardından yolun sağından bizi yolculuğumuz boyunca takip eden nehre iniyor, buz gibi suyu mideme indiriyorum ve tabi arkamdan o malum espri… İtalya sınırına kadar grubun yeni eğlencesi ben oluyorum… 

***

Kartpostallar şehri İsviçre’den ve o Alp Dağları’nın eşsiz güzelliklerinden yavaş yavaş uzaklaşıyor ve İtalya’nın en bilindik kentlerinden biri olan Florensa’ya doğru ilerliyorum. Yolda bir mola daha veriyoruz ve bu kez yanıma İsviçre plakalı bir tırdan inen 35 yaşlarında bir adam yaklaşıyor. Türkçe ve hafifte şiveyle bana; sen nerelisun diyor. Gülümsüyorum… Trabzonluyum toprağum nasisun diyerek sarılıyorum… Sonra baktı ki bu da benden, adam yılların birikimiyle öyle bir patladı ki; “Ula haburiye ne işunuz var” dedi. Valla biz gezmeye geldik dedim asıl sen napıyorsun diyince adam uzaktan, inerek yanıma geldiği tırı göstererek sustu… Tam olarak nereli olduğunu öğrenmek istedim, Rizeliymiş ve yıllardır İsviçre’de yaşarmış… Ekmeğin neden bu kadar pahalı olduğunu soruyorum hemen… Diyor ki; burada her şey pahalı aslında sadece ekmek değil. Yani Türkiye’ye göre pahalı, buraya göre bunlar çok ucuz. Çünkü burada asgari aylık ücret 4Bin Frank civarında… Şimdi hepimiz, bir ekmeğin neden 10TL olduğunu daha iyi anlıyoruz sanıyorum.

***

Her ne ise efendim dünyanın en uzun tünellerinden birine girecekmişiz az önce bu yüzden ciddi anlamda heyecanlıyım. Çünkü birazdan içine gireceğim tünel tam tamına 17Km uzunluğunda. Alim Allah burada bir kaza bir afet olsa düşünmek bile istemiyorum… 

***

Havanın git gide ısınacağını düşünerek İtalya kapılarına kadar geldik ama yine soğuktan donmak üzereyiz… Florensa’da ki Arno Nehri üzeride ki muhteşem Ponte Vecchio’nun tam karşısındayım. Birazdan bizi Piazza meydanında İtalyanlara öğrettiğimiz uzun eşek eğlencesi ve Michelangelo yapılarının büyüleyici güzelliği bekliyor olacak. Ama bunlar için bir hafta kadar daha beklememiz gerekecek sevgili okurlar, haftaya yine Pazar günü ve yine bu sayfada görüşmek üzere, sağlıkla kalın hoşça kalın!

17
0
0
Yorum Yaz