ROMA EZGİLERİ

2014-03-19 02:07:00

Ve nihayet Roma’dayız. Bu kente ilk defa geliyor olmama rağmen, burası benim için özel anlamlar ifade ediyor. İlkokuldan beri hemen hepimizin kulağında aşina olduğu yerdir bu şehir. Orta ve lise eğitimimizde de özellikle vaktimizi alan bu Avrupa şehri, üniversite yıllarımda Mimarlık Fakültesini tercih etmemle birlikte bende ki kıymetini epeyce yükseltmiştir. Mimarlık diyorum çünkü İtalya’nın başkenti Roma’da yıllar önce yapılmış tarihin önde gelen yapıları halen dimdik ayakta. Bundan daha da enteresan olanı ise, bu binaların her biri halen işlevsel ve turistler için harikulade adresler. 

***

Sabah 10.00 gibi Roma’ya varıyorum otelime yerleşiyor ve güzelce istirahat ediyorum. Öyle halsizim ki kahvaltıyı düşünmüyorum bile. Kaldığım yer bungalov tarzında havuzlu ve butik bir otel, buraya gelen çoğu turist burayı tercih edermiş. İçerde kamp alanları ve liseli öğrencilerde var. Bir kaçıyla tanışıp sohbet etmeyi ihmal etmiyorum tabi ama şu bir gerçek; ergenin Romalısı Türk’ü yokmuş, ergen her dilde ergenmiş. (şakalar, gülüşmeler)

***

Minik istirahatımın hemen arkasından kendimi sokağa atıyorum ve ilk durağım Kolezyum (Collesium). Aslında pek çoğumuz bu dünya mirasını bu isimle tanıyor olsak ta bu yapıtın asıl ismi; Flavianus Amfitiyatro’dur. Sonradan, girişteki heykelin adını alan arena “Kolezyum” ismiyle tanınmaya başlanmıştır.  İmparatorlar burada Roma halkını eğlendirmek ve biraz da kendi eğlenceleri için gladyatör dövüşleri düzenlermiş. Bunlardan başka; pek çok halk gösterileri, taklit deniz savaşları, hayvan avcılığı, infazlar, meşhur savaşların yeniden canlandırılması ve klasik mitolojiye dayanan dramalar olurmuş.  Ve unutmadan önemli bir ayrıntıyı daha sizinle paylaşmak istiyorum, bundan  6 yıl önce 2007 yılında, Kolezyum Dünyanın Yeni Yedi Harikasından biri olarak seçildi.

 

 


Günümüzde depremden dolayı harap vaziyette olmasına ve taşlarının çalınmasına rağmen Kolezyum, Roma İmparatorluğu'nun uzun zamandan beri ikonik sembolü olarak görülür. Bugün modern Roma'nın en çok turist çeken yerlerinden biridir.

Ayrıca Roma Katolik Kilisesi ile yakın bağlantıya sahiptir. Paskalya öncesi Cuma günü Papa halen bu amfi tiyatroda fener alayı düzenler.

***

Capitoline Tepesi ve Venedik Meydanı denilen yerler arasında kalan muazzam bir beyaz bina ile tanıştıracağım şimdi sizi. Bahsettiğim binanın ismi Vittorio Emanuele Abidesi… Her bir mermer öyle derin işlenmiş ki hepsini hayretle izliyorsunuz. Hemen önünde ki uzunca merdivenlere karşı bu abideyle fotoğraf çektirmeniz ise neredeyse imkânsız. Çünkü polisler sürekli teyakkuzda, herhangi bir aksi harekette kendinizi bu abidenin dışında bulabilirsiniz. O yüzden buraya geldiğinizde, demir parmaklıkların ardından fotoğraf çekinmenizi tavsiye ederim. Bu heybetli yapının hemen ortasında sizi karşılayan Vittorio Emanuele heykeli ve onlarında üzerinde sağlı sollu tanrı olarak tasavvur edilen atlı heykeller var. Uzunca, geniş pamuk misali bembeyaz mermerden yapılmış merdivenleri aşarak içeriye doğru giriyorum ve içerde sanatsever oldukları her hallerinden belli olan seçilmiş bir insan kitlesi ile karşılaşıyorum. Çünkü yapının girişinde bulunan ana mekân, Birleşmiş İtalya müzesine ev sahipliği yapıyor ve burada gerçekten çok kıymetli heykeller var. Bu arada kim bu Vittorio Emanuele derseniz, Vittorio 1911’de İtalya’nın Osmanlı Devleti’ne savaş açmasını emreden ilk hükümdardır. 

Bu müzenin en üst katından şehri izleyebilir, Roma’nın o eşsiz mimarisini içinize çekebilirsiniz. Ancak burada lavaboların el yıkama bölümleri alışılmışın biraz dışında, çünkü lavabolar çok eski bir sistemle çalışır. Mesela burada ki musluklar ayakla açılır. Evet evet yanlış duymadınız suyu ayağınızla açarsınız. Yani lavabo taşının hemen alt tarafında bir pedal vardır ve suyu ne kadar kullanacaksanız pedala o kadar basarsınız ve su gelir. Avrupa’nın bu en gelişmiş şehirlerinden birinde bu yöntem bana her ne kadar ilkel gelse de aslında bunun da çok güzel bir açıklaması olduğunu öğreniyorum. Romalılar ezelinden beri su ihtiyaçlarını bu şekilde karşılarlarmış. Böylelikle hem daha steril bir ortam elde eder hem de suyu ihtiyaçları kadar kullanmış olurlarmış…

***
 

İspanyol Merdivenleri’nin hemen altında ki çeşmeden sonra rastladığım Trevi Çeşmesi tüm yorgunluğumu almıştı. Halk arasında “Aşk Çeşmesi” olarak bilinen Fontana di Trevi, Roma'da Poli Sarayı'nın bir kenarına Nicolò Salvi tarafından Klasik veBarok karışımı olarak yapılmış, dünyadaki en ünlü çeşmelerden birisidir. Üç yolun kavşağında bulunduğu için Trevi adı konulduğu varsayıldığı gibi, üç yeraltı suyolunun bu noktada toplanmasından dolayı da isminin bu olduğu iddiası vardır.

Bu çeşmenin de kendine özgü tatlı bir hikâyesi vardır aslında. Efsaneye göre çeşmeye bozuk para atan kişi bir gün Roma’ya geri dönecektir. Atılan bu paralar belirli aralıklarla toplanarak yardım kuruluşlarında kullanılmaktadır. Ama bir başka söylenti de, belediyenin buradan her yıl milyon dolarlık bir servet kaldırdığı yönündedir…İnanışa göre sağ elle sol omuz üstünden Trevi Çeşmesi’ne para atmak kişiye iyi şans getirir. Bir bozuk para atmanın bir gün Roma’ya dönüleceğine, iki tane bozuk para atmanın Romalı güzel bir kıza aşık olunacağına, üç tane bozuk para atmanın ise Roma’da birisi ile evleneceğine işaret ettiğine inanılırmış. Turistlerin Roma’da mutlaka ziyaret ettikleri Trevi Çeşmesi özellikle öğle saatlerinde o kadar kalabalıktır ki fotoğraf çektirecek yer bulmak bile zordur. Bende o kalabalık ana denk geldiğim için burada doğru düzgün pek fotoğrafım yoktur mesela ve bunun için hep burası da içimde kalmıştır. Buradan yorgun argın çıkıp bir şeyler yemek istediğinizde hemen etrafta bulacağınız pizzacılar sizin işinizi görecektir. Mesela ben “Pizza İn Trevi” isminde ki butik bir restoranda tattım pizzamı, lavabosu hariç size burayı tavsiye edebilirim. He bir de size bir sır vereyim mi? İnancım gereği, domuz eti ve yağını tüketmemek adına çok çırpındım ama umarım galip gelmişimdir! 

Ya madem hem yemek konusu açıldı, bu noktaya değinmeden geçemeyeceğim. Avrupa’nın her yerinde Mc Donalds gibi dünyaca tanınmış bir yiyecek firmasından yedik durduk. Ama koskoca Roma’da sadece 2 tane Mc Donalds olduğunu öğrendim. Sebebi ise; İtalyanların kendi pizzalarını diğer kültürlerin yemeklerinden üstün görmeleriymiş. Yani Romalılar bir anlamda da yemek milliyetçisiler… 

***


İtiraf etmek gerekirse ben Roma’ya gelmeden önce sürekli duyduğum bu İspanyol Merdivenleri’ni minicik daracık bir sokağın üzerinde uzanan patika bir yol sanırdım ama nedense hayallerimin yıkıldığı an ile bu merdivenleri görmem aynı anlara rastladı.

Burası yaklaşık 200 yıl önce açılmış ve Trinita dei Monti Kilisesine çıkmak için kullanılmaya başlanmış. Bir zaman sonra bu merdiven, kilise ile ünlü İspanya Meydanını birbirine bağlayan bir eleman haline gelmiş.

Kelebek şeklinde tasarlanan İspanya Meydanı, dünyadaki en ünlü meydan tasarımlarından biridir. Roma barok stilini yansıtan bu meydan, Rönesans döneminde daha popüler bir yermiş. Eski yazarların ve sanatçıların buluşma noktası olan meydanda ayrıca çok şık oteller de bulunmaktaymış.

Merdivenlerin önündeki “Barcaccia” olarak bilinen bot şeklindeki çeşme, Papa Urbano’nun, Bernini’ye verdiği emirle Fransız kralı ile yapılan anlaşmanın anısına yapılmıştır. Pietro Bernini ve Gian Lorenzo tarafından inşa edilen bu çeşme de meydanın tamamlayıcı unsurlarından sadece bir tanesidir.

Merdivenlerin hemen bitiminde sizi bekleyen faytonlar ile gezinmek de güzel bir tecrübe olabilir. İspanyol Merdivenleri yazın yılda bir kez olmak üzere ünlü bir moda şovuna ev sahipliği yapar ve basamaklar catwalk (manken yürüyüşü) için kullanılır.

Buradaki görkemli Roma sokakları hep İspanya Meydanı’na çıkar. Burada ve yakınlarında Prada, Gucci, Valentino gibi moda devi markaları bulabilirsiniz. Eğer alışveriş için iyi bütçe ayırdıysanız burası sizin için ideal!

Her mevsimde ziyaretçisi olan İspanyol Merdivenleri’nin en güzel zamanının bahar ayları olduğu düşünülür. Burası, merdivenleri kaplayan renk renk çiçekler ile harika bir görüntü sunar. İnsanların hem dinlendiği hem de sanatın tadını çıkardığı bir noktadır burası. Gençler canlı müzik yaparak eğlenir ve buraya gelen turistlerde onlara eşlik eder ve birden ortaya spontane bir karnaval gecesi çıkıverir. 
 

***
 

Piazza Del Popolo Roma’da ki en büyük meydandır. Kimi zaman pop konserlerine, siyasi olaylara, gösterilere ve yeni yıl kutlamalarına ev sahipliği yapar. Ayrıca bu meydanın Avrupa’nın en güzel meydanı olduğu söylentisi vardır ki bu söylenti bana göre de pek yabana atılacak bir söylenti değildir… Roma’yı çılgın gibi geziyordum! O köşe senin bu köşe benim derken tam da bu meydana gelmiştik ki çok yorulduk, üç kişiydik ve birbirimize yaslanarak ancak oturabildik. Oturduktan sonra bir dakika geçmemiş olacak ki yanımdaki arkadaşım kucağıma bayılıverdi ne yapacağımı bilemeden hemen etrafımdaki turistlerin ilgi odağı oldum. Bayılan arkadaşımdı ama benim bayıltan kişi olduğumu düşünüyor olacaklar ki hiçbirinin bakışından hoşlanmadım. Sonunda biri geldi ve acil yardıma nasıl ulaşacağımı anlattı. Telefonum o anda araçta kalmıştı ama Roma’nın en ünlü meydanında kucağıma bayılmış olan bir kızı İtalyan tabiplerine bırakacak değildim, hemen aldım elime bir şişe su ve birkaç tokat derken, hastamız son model Türk tedavi yöntemiyle kendine geldi. İki tokatla kahraman olunur mu ben oldum işte hem de Roma’nın göbeği Piazza Del Popolo’da, kahraman olmuştum!

***

Roma; İstanbul gibi 7 tepe üzerinde kurulmuş bir aşk şehridir. Hatta Roma ismi tersten okunduğunda İtalyanca’ da Aşk anlamına gelen “Amor” kelimesi ortaya çıkar. Tiber Nehri’nin ayırdığı şehrin üzerinden geçen Melekler Köprüsü’ne doğru yol alırsanız sol tarafınızda kalacak olan bir kale göreceksiniz. İşte o kale Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’a 4,5 yıl boyunca zindan olmuştur. Bu köprüyü takip ettiğinizde neredeyse yarım gününüzü harcamanız gerekecek olan Vatikan ile karşılaşacaksınız. Hatta bu alan üzerinde bazı kanallar göreceksiniz. İşte bu kanallar, Papa’ya herhangi bir saldırı ya da bir tehlike olduğu zaman ona gizli kaçış yolu oluştururmuş. Ama ne hikmetse Roma’da ki sağır sultan bile bu kanalları bildiğine göre, bu kanallar artık gizli falan değil. Vatikan; Hıristiyanlık dininin Katolik mezhebine yönetim merkezi olan bir devlettir. Yerleşik nüfusu 930 civarındadır. Çevresi yüksek duvarlarla kaplıdır ve dünyanın yüzölçümü olarak en küçük ülkesidir. Mutlak monarşiye dayalı bir yönetim uygulanır. Devlet başkanı olarak Papa'nın sözleri yasa hükmündedir. Papa, hem devlet başkanı, hem de Katolik mezhebinin ruhani lideridir. Katolik kilisesinin genel başkanı, Vatikan Devleti'nin de başkanı olur. Daha ilgincini ararsanız; Vatikan'ın, 100 kişilik (İsviçre vatandaşı ve Katolik olması şart olan) geleneksel giysili muhafızlardan oluşan küçük bir ordusu vardır. Ama siz yine de bu küçük ülkeciği küçümsemeyin çünkü eski bir radyocu ve gazeteci olarak yaptığım araştırmalarda; 930 nüfuslu bu yerleşkenin doğrudan ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük, haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunuyor.

***

Bu kenti, yeryüzünde ki hiçbir yazar size yazarak anlatamaz. Ne yaparsanız yapın bu kent yüzyıllar boyu biriktirmiş olduğu; o güzelim tarihi, mimariyi, dokuyu ve yaşamı sizinle öyle bir, iki gün içinde paylaşmaz. Çok nazlı bir kenttir burası; yemeği, kültürü, müziği, sanatı ile bu hafta Roma’ya veda ediyor ve Venedik’e yapacağım tren yolculuğu için Milano’ya geçiyorum. Haftaya size Venedik’ten yazıyor olacağım aşkla kalın hoşça kalın Ti Amo!

 

29
0
0
Yorum Yaz