ÜSKÜP’TE İKİ TÜRK

2013-08-11 14:10:00

  Beş Yüz Bin’in üzerinde ki nüfusu ile Üsküp, Makedonya'nın başkenti olma özelliğinin yanı sıra Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerinin birbirine karşı gövde gösterisi yaptıkları bir çifte standart şehridir. Bunun en önemli örneği ise Milenyum Haçı bana göre. Bu ünlü haç, Üsküp’ün en ihtişamlı dağlarından biri olan ve tam şehrin girişinde bulunan Vodno Dağı’nda konumlandırılmıştır. Bu dağ aynı zamanda Vardar Nehri’nin akış yönüne göre şehrin sol kısmında yani Hıristiyanların daha yoğun olduğu tarafta yer alır. 66 metre yüksekliğindeki meşhur Milenyum Haçı, Hıristiyanlığın geldiği İki Bininci yılı taçlandırmak adına 2002 yılında inşa edilmeye başlanmıştır. Vardar Nehri'nin iki yakasına kurulan başkent Üsküp,  eski Üsküp ve yeni Üsküp olarak zarafet içinde akan Vardar Nehri tarafından ikiye bölünür. Bu nehir serin sularıyla sadece bir şehri değil, aynı zamanda iki dini de birbirinden ayırmasıyla ünlenmiştir. Kimi kaynaklara göre köprünün Mimar Sinan tarafından yapıldığı belirtilmekte hatta isminin Fatih Sultan Mehmet Köprüsü olarak anıldığı da söylenmektedir. Akçaabat Belediyesi Türk Musikisi Derneğine devam ettiğim zamanlarda çok sevdiğim bir fasıl parçası vardı; Vardar ovası… İşte tam da içindeydim Vardar Ovasındayım! Türk Musiki’sinin en güzel örneklerinden olan “Vardar Ovası” isimli fasıl parçası da ismini bu ünlü nehirden almakta. Vardar nehrinin halen bacaklarını ıslattığı meşhur taş köprü ise Osmanlı dönemi eserlerinin kalıcı yapılarından olmuş ve şehrin simgelerinden biri haline gelmiştir. Balkanların tam ortasına denk gelen Üsküp, bu önemli özelliğin... Devamı

MAVİ SANDAYELİ YUNAN HİKAYESİ

2013-07-24 23:26:00

Geçtiğimiz hafta “15 Günde 15 Ülke Fotoğraflamak” konu başlıklı yazı dizisine gösterdiğiniz yoğun ilgiye teşekkürlerimle başlamak istiyorum bu haftaya. Yunanistan’dan, Selanik’ten hepinize sevgiler… ***  Bir evden içeri ilk kez girecekseniz şayet, önce kapısına bakarsınız ve ilk izlenimleriniz o kapıdan beslenir. Edirnekapı’dan çıkıp Yunanistan’a giriş yaparken dikkatimi çeken en büyük özellik bu ülkenin kapısı oldu. Sabaha karşı seher vaktine yakın bir zamanda geçiyoruz sınırdan, uykusuz olduklarından mıdır bilinmez, oldukça sert ve haddinden fazla ciddi bir gümrük anlayışları var Yunanların. Bunun yanında, virane bir geçiş kapısına sahip Yunanistan, sanki bizi sevmiyormuş gibi davranıyordu. Bizim misafirperverliğimiz ise daha kapıdan girerken belli oluyor gerçekten, gerek kapılarımız gerekse gümrük memurlarımız diğer ülke gümrükçülerine göre daha insancıl ve kapılarımız gerçekten diğer ülkelere göre çok iyi… Sınırdan içeri girdiğiniz anda Yunan coğrafyası, size Ege Bölgesi’nde herhangi bir yerdeymişsiniz hissini verse de artık ülke toraklarının dışındasınızdır ama arada bir hala yurt dışında olduğunuzu unutabilirsiniz. Hele Selanik’e girdiğinizde ve orada yaşayan Türklerle karşılaştığınızda bu duyguyu içiniz de daha bir özümseyeceksinizdir.  Yunanistan’da hep bir rakı-balık ve mavi sandalyeli püfür püfür esen deniz kenarı lokantaları hayal ederdim ama umduğumu bulduğumu söyleyemem. Hatta denizin içinde (kıyı tarafında ki kısımlarında) sandalyelerde oturan insanların fotoğraflarını görürdüm hep buraya ait ama sanıyorum bu gelişimde onlardan mahrum bırakılıyorum… *** Mustafa Kemal Atat&uum... Devamı

15 GÜNDE 15 ÜLKE FOTOĞRAFLAMAK

2013-07-11 00:24:00

Fotoğrafçılık tanım olarak; gördüğünü, hissettiğini kadraja dökebilme işidir. Dünyanın neresinde olursanız olun, aynı dilde ağlayabilen ya da gülebilen insanları fotoğraflamak deneyimden çok hissiyata bağlıdır. Bir zenci nasıl gülebiliyorsa, bir beyaz da aynı neşeyle gülebiliyordur ya da tam tersi… İşte tüm bunların yolu aynı gökyüzü altında yaşamak ve aynı güneşte ısınmaktan geçiyor. Doğa ile hisler birleşince ortaya insanüstü bir enerji potansiyeli çıkar, bu potansiyel çoğu zaman kendini hislerle ve gülücüklerle ele verir. Bunların yakalanması ise, biz fotoğrafçıların işidir ki, anı yakalamak deyimi de tam olarak buradan gelir. *** Geçtiğimiz ay yurt dışına çıkacağım sırada, Trabzon’un ünlü alış veriş merkezlerinden biri olan Forum AVM’de benim de üyesi olduğum TRAFOT (Trabzon Fotoğrafçılar Topluluğu) bir karma fotoğraf sergisi kurguladı.  Sergilenen eserler arasında benim de âcizane bir eserimin oluşu, ayaklarımı geriye çekse de, yolcudur Abbas bağlasan durmaz hesabıyla düştüm yollara ve sergide bulunamayışımın üzüntüsüyle 9500km yol kat ettim. Geriye döndüğümde Akçaabat Belediyesi’nin bu yıl 23’üncüsünü düzenlediği Uluslararası Müzik ve Halk Oyunları Festivali Etkinlikleri kapsamında benim de 4 eserime festival boyunca yer vermiş ve sergilemiş oldukları haberini aldım. Doğup büyüdüğünüz şehirde olamadığınız anlarda bile sizin eserleriniz bir şekilde insanlığa ulaşıyorsa iyi yoldasınız demektir, hele onların ulaştırılmasına vesile olanlar… İşte onlara ne kadar teşekkür etsem azdır. Uluslararası düzeyde gerçekleşen festivallerin bir parçası olmak, benim için onur verici. *** Siz... Devamı

RAMAZAN YUFKASI

2013-07-11 00:22:00

  Değerlerimizi birer birer kaybediyoruz. Mesela Trabzon'da, ramazana bir kaç hafta kala ocaklar kurulur sahurluk yufkalar açılır, sokak araları mis gibi yanık un kokardı… Çocuktuk o zamanlar, belki Arnavut kaldırımlarımız yoktu koşacak ama elimizdeki yaş yufkalar küçük yüreklerimiz kadar sıcaktı… Eskilerde, ya geniş avlusu olan bir komşunun evinde toplanılır ve yahut mahallenin geniş ve boş bir arazisine konuşlanırdı kadınlar. Tabii ki etrafında koşturan çocuklar ve mevsimine göre biraz soğuk bir tutam da sıcak Ramazandan önce… Bu gelenek az da olsa yer yer devam ediyor işte… Bizim ‘çul’ dediğimiz eski halı tarzında şeyler serilir ve üzerine oturulacak birkaç minder ile Ramazan ayının temelleri atılır Trabzon’da. Üzerine konulan tahtadan sofralar ve üzerinde ki ‘yufka çubukları’ ile devam eder bu seremoni. Yufka için hazırlanan sobaya, kuru odunlar atılır ve odun köz olup sobanın üzerinde sac ısınınca, çalışkan Karadeniz kadınları başlar çalışmaya ve bu bu şekilde akşam saatlerine kadar gider durur yufka sohbeti, yarın yine kaldığı yerde aynı şekilde toplanılır. Böylesi imece çalışmalarının en güzel yanı ise herkesin yufkası aynı yerde aynı hafta içince açılıp dağıtılması olur, hatta o Ramazan’a bir komşunun hastalığı vs denk gelmiş ise, el yordamıyla onun yufkası da aradan çıkarılır. Sonra, annelerimiz arasında öyle güzel iş bölümü başları ki; biri odun atar ocak sönmesin diye, biri sacı siler yufka kurutur, biri hamur taşır, diğerleri (muhtemelen en yaşlıları ve tecrübelileridir onlar) yufkanın açılmasıyla ilgilenirler. O telaşeyi izlemek ve yufkanın yırtılmadan açılmasına vesile olacak o oklava seslerini duymak Ramazan’ın habercisidir memleketimizde&hel... Devamı

AYASOFYA’YI KİLİSEYE ÇEVİRİN

2013-07-11 00:21:00

    Uzun zamandan beri, özellikle de yerel medyanın göz bebeği haline gelen Ayasofya Kilisesi, gerek kentsel dönüşüm gerekse müze olma özellikleri ile gündemden düşmüyor. Malum Türk Mahkemelerinin bir geleneği olan uzun yargı süreçlerinin kurbanı haline gelen 50 yıllık Ayasofya Müzesi, arafta kalmış ve can çekişmektedir. Yaşayan tarih dediğimiz hadise karşımıza çıkmış ve Ayasofya’nın gözyaşları, dilek havuzunu çoktan doldurmuştur.  Tarihe sahip çıkmak adına eski kilisenin camiye çevriliyor olması gibi bir savunma komedisi içinde olan hükümet sözcüleri, sözde korudukları tarihi ve dinler arası kardeşliği ezip geçiyorlar. Vakıflar Bölge Müdürü geçtiğimiz günlerde TRT HABER Televizyonu’na verdiği röportajda öyle açıklamalarda bulundu ki, biraz cahil olsak kendimize dönüp diyeceğiz ki “ben ne büyük bir turizm katiliyim Allah’ta benim belamı versin.” Diyor ki sayın müdürüm, Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethetmesi sonucu egemenliğin bir göstergesi olarak Ayasofya Kilisesi’ni camiye çevirmiş ve çan kulesinden ilk ezanı vermiştir. İkinci beyanında da şunu savunuyor, ibadet yapısından müze ya da başka bir şey olmaz, burası bir ibadethanedir ibadethane olarak kalmalı, tüm yapılar kendi görevini yapmalıdır. Çelişkinin kralı derler buna sayın müdür! O zaman bırakın da çan kulesi de çanını çalsın kendi görevini yapsın. İbadethaneyi AVM yapın demiyoruz ki, evet doğrudur orası bir ibadethane yapısıdır ve öyle kalmalıdır da, e bırakın o zaman kilise olarak kalsın. Neden dar bakıyoruz ki? Camiler ibadethane yapısı da, kiliseler eğlence yapısı mı? Fatih’in Trabzon’u ald... Devamı